Din-İslamSon Dakika Gelişmeleri

İslam dininde cariye yoktur çünkü kutsal metin böyle bir kurum tanımaz

İslam dininde cariye olmadığını savunan okuma kutsal metnin sözcük katmanını yeniden gündeme getirirken kamuoyu bu yorumun aile hukukuna etkisini merak ediyor. Sözlük anlamı ile sonradan yerleşen gelenek arasındaki mesafe henüz tam konuşulmuş değil. Bu mesafenin kapanıp kapanmayacağı inanç pratiklerini de etkileyecek. Asıl heyecan metnin kendi dilinin ne söyleyeceğinde gizleniyor.

İslam dininde cariye yoktur savı inanç tartışmalarında çoğu zaman tartışmasız bir kurum gibi anlatılan çerçeveyi kökünden sarsar. Kutsal metnin kendi sözcüklerine inildiğinde bu kurumun açık bir dayanağı bulunmadığı görülür. İlk vahiydeki yalnızca Tanrıya kulluk yemini kölelik ilişkisini baştan koparan bir sözleşme olarak okunabilir. Pis suyla temizlik yapılamayacağı ve terkibi bozulmuş ilacın şifa vermeyeceği benzetmesi bu tartışmanın ahlaki zeminini kurar.

Toplumun inancı örnek alınacak bir hayat olarak görmemesi de bu bozulmuş pratikle ilişkilendirilir. Metnin sözlük katmanı ile sonradan oluşan fıkıh katmanı birbirine karıştırıldığında inanç pratikleri de bulanıklaşır. Yazının ilerleyen bölümlerinde emet sözcüğünün tarihsel anlamı, ma meleket eymanüküm ifadesinin kapsamı, nikahsız ilişkinin metindeki yeri ve klasik yorumun toplumsal etkisi ele alınacaktır. Bu tartışmanın dil katmanına inildiğinde sözcüklerin taşıdığı asıl yük daha net görünür.

Emet Sözcüğünün Tarihsel ve Dilbilimsel Anlamı

Kutsal metinde dişil biçimde geçen emet sözcüğü birçok mealde cariyelik gibi aktarılmıştır. Oysa kök anlamı rıza, razı olma ve karşılıklı kabul çevresinde dolaşır. Bakara suresinin 221. ayetinde ilk beliren bu kullanım köle ticareti terimi değildir. Nur suresinin 32. ayetindeki çoğul biçim de aynı kökü sürdürür. Tarihsel pratikte çaresizlik içindeki kadının barınma ve gıda karşılığında bir ailenin hizmetine razı olması ayrı bir toplumsal olgudur. Bu olgu mülkiyet yoluyla bedene el koyma anlamına gelmez. Sözcüğün mealdeki kayması sonraki hukuk dilini de etkilemiştir.

Birçok anlatıda İslam dininde cariye kavramı emet sözcüğüne sonradan yüklenmiş bir anlam olarak durur. Dilbilimsel okuma bu yüklemenin metnin kendi iç tutarlılığını zedelediğini gösterir. Kulluk anlamına gelen ibad türevi ise inananın yalnızca Tanrıya bağlılığını anlatır. Metindeki kölelik sahneleri inananın inananı mülk edinmesi üzerine kurulmaz. İnanmayanların elindeki esirlik hali ayrı bir tarihsel durum olarak geçer. Bu ayrım gözetilmeden yapılan çeviri ahlaki bir kurumu varmış gibi gösterir. Sözlük katmanı düzeltildiğinde tablo değişir.

Klasik eserlerde sıkça tekrarlanan odalık düzeni çoğu zaman geçmişteki ünlü isimlerin fiillerine dayandırılır. Metin ise bu fiilleri evrensel hüküm diye dondurmaz. Çaresiz kadının bir hanede korunması ile cinsel tasarruf birbirinden ayrı işlerdir. Koruma ilişkisi nafaka, barınma ve hizmet alışverişini içerebilir. Cinsel birliktelik ise evlilik sözleşmesine bağlanır. Bu ayrım silindiğinde dil de hukuk da bulanır. Bulanan dil nesiller boyu yanlış pratik üretir.

Metni kendi çağının toplumsal gerçekliği içinde okuyanlar İslam dininde cariye kelimesinin Kuran sayfalarında geçmediğini vurgular. Geçmeyen bir kelimeye hüküm inşa etmek yorumun sınırını zorlar. Emet sözcüğüne yüklenen mülkiyet anlamı sonraki asırların ihtiyaçlarından doğmuş olabilir. İhtiyaç hukuku metnin üzerine çıkınca inanç da görünürlüğünü yitirir. Pis suyla temizlik benzetmesi tam bu noktada devreye girer. Bozuk terkipli bir ilaç nasıl şifa vermezse bozuk meal de toplum ahlakını onarmaz. Onarım sözcüğün aslına dönmekle başlar.

Tarihsel şehir hayatında kimsesiz veya yaşlı kadınların bir ailenin himayesinde yaşaması cariye uygulaması değildir. Bu kadınlar anne, teyze veya ev kızı gibi korunur. Ellerinden gelen işi görürler fakat bedenleri alınıp satılmaz. Metnin emet kullanımını bu himaye ilişkisine yaklaştırmak daha tutarlı durur. Satılabilir nesne dili ise başka bir hukuk dünyasına aittir. İki dünyayı birleştirmek inancı ağır bir yükün altına sokar. Yük kalktığında metin yeniden nefes alır.

Ma Meleket Eymanüküm İfadesinin Kapsamı

Çevirilerde sıkça İslam dininde cariye diye karşılanan ifade aslında yeminlerinize, sözlerinize ve yasalarınıza tabi olanlar anlamına gelecek biçimde okunabilir. Bu okumada özne bir erkek maliki değil hukukun ve antlaşmanın kendisidir. İfade hem kadın hem erkek için kullanılabilir. Cinsiyete kilitli bir mülkiyet cümlesi değildir. Esaretten çıkmış, azat edilmiş veya yasal koruma altına alınmış kişiler bu çerçevenin içine girer. Aile içinde yetki ise kişide değil kuralda durur. Kural durduğu sürece beden sömürüsü meşrulaşmaz.

Klasik literatürde köle kadın statüsü bu ifadeyi özel mülk gibi işlemiştir. Oysa yemin ve yasa o dönemde yazılı kanun yerine geçen toplumsal bağdı. Bir kimsenin yeminle koruma altına alınması onu eşya yapmaz. Korunan kişi anne, kız kardeş veya evlat gibi muhafaza edilir. Hizmetten yararlanmak ayrı, cinsel tasarruf iddiası ayrıdır. İkisini tek cümlede birleştiren meal tarihsel bağlamı ezer. Ezilen bağlam sonraki asırlarda ağır toplumsal maliyet üretir.

Birçok meal cariye kurumu ifadesini neredeyse refleksle tercih etmiştir. Bu tercih metnin on beş yerde geçen kalıbını tek anlama hapseder. Hapsolan anlam evlilik emirleriyle çatışır. Çünkü aynı metin himaye altındaki iyi kadınların evlendirilmesini ister. Evlendirme emri varsa nikahsız ilişki serbestliği zaten durmaz. Çelişki mealde doğar metinde değil. Meal düzeltilirse çelişki de düşer.

Din eğitimi alanında bu kalıbın yeniden öğretilmesi toplumsal güveni doğrudan etkiler. Yanlış aktarılan bir ifade genç kuşakta hem inanca hem aile hukukuna dair şüphe üretir. Şüphe büyüdüğünde kutsal metin değil gelenek hedefe konur. Hedef kayınca tartışma da verimsizleşir. Dilbilimci ve ilahiyatçıların ortak çalışması bu yüzden bir önlem niteliği taşır. Ortak çalışma meal heyetlerini sözlük katmanına çekebilir. Sözlük katmanı güçlenirse toplum da nefes alır.

Nikahsız İlişkinin Kutsal Metindeki Yeri

Müminun suresinin 5. ve 7. ayetleri iffetini koruyanları över. İstisna evlilik bağı ve yasal koruma altındaki ilişki biçimi olarak okunabilir. Aynı kalıp Mearic suresinde de belirir. Eril dil kullanılması hükmün yalnız erkekleri kapsadığı anlamına gelmez. Arapça yasama üslubu çoğu zaman eril kalıpla konuşur. Kadınlar da aynı iffet çizgisinin içindedir. Çizgi aşıldığında haddi aşma hükmü devreye girer.

Nisa suresinin 3. ayeti yetim kadınlarla evlilikte adalet aranmasını ister. Adalet korkusu varsa sayının azaltılması telkin edilir. Bu telkin İslam dininde cariye iddiasını değil nikah disiplinini güçlendirir. Nur suresinin 32. ve 33. ayetleri himaye altındaki iyi kadınların evlendirilmesini emreder. Emir varsa serbest tasarruf yoktur. Evlilik miras, soy, nafaka ve akrabalık doğuran bir sözleşmedir. Sözleşme yoksa ilişki metnin çizdiği sınırın dışına düşer.

Metnin bütününde İslam dininde cariye üzerinden nikahsız birlikteliğe kapı aralandığı iddiası zina yasağıyla çarpışır. İsra suresindeki yaklaşmama emri istisnayı açıkça saymaz. Açıkça sayılmayan istisna sonradan icat edilmiş bir kapı gibi durur. Kapı icat edilince dinin içinde ikinci bir din oluşur. İkinci din mesnetsiz fıkıh üretmeye başlar. Üretilen fıkıh toplumda mutluluğu değil karmaşayı büyütür. Karmaşa inancın çekiciliğini de azaltır.

Ahzab suresinin 55. ayetindeki giriş kuralları peygamber evinin mahremiyetini düzenler. Bu düzenleme odalık anlayışı diye okunursa evin iç hukuku bozulur. Sözleşmeli ve korunan kişiler ayrı bir statüdür. Statü cinsel mülkiyete çevrilmez. Çeviren yorum peygamber ailesini de yanlış bir sahneye çeker. Yanlış sahne dindar hayal gücünü zehirler. Zehirlenen hayal gücü nesiller boyu aktarılır.

Toplumsal ahlak açısından cariye sistemi anlatısı inancın kamusal yüzünü ağır yaralar. Kimse kirli görünen bir pratikten ilham alıp dine yönelmez. Medyada görülen yüzeysel intisap hikâyeleri de bu yüzden inandırıcı durmaz. İnandırıcılık hayatın kendisinde aranır. Hayat bozulunca söz de etkisiz kalır. Terkibi bozulmuş ilaç benzetmesi tam bu yarayı tarif eder. Yara ancak metne sadakatle kapanır.

Aile hukuku uzmanları bu tartışmanın evlilik sözleşmesinin değerini yükseltebileceğini belirtir. Sözleşme güçlenirse kadının hukuki güvencesi de artar. Güvence artınca toplumsal güven yenilenir. Yenilenen güven dinî eğitimin de önünü açar. Önü açılan eğitim meal hatalarını düzeltme cesareti verir. Cesaret yoksa eski kalıp olduğu yerde kalır. Eski kalıp kaldıkça tartışma da bitmez.

Klasik Yorumun Toplumsal ve Ahlaki Sonuçları

Klasik fıkhın ürettiği çerçeve çoğu zaman savaş ganimeti ve esirlik pratiklerinden beslenmiştir. Beslenme kaynağı metnin evrensel ahlakını daraltır. Daralan ahlak inananın yalnızca Tanrıya kulluk yeminini unutturur. Unutulan yemin kölelik kapısını yeniden aralar. Kapı aralanınca toplum kendi çelişkisini göremez. Göremeyen toplum başkasına da örnek olamaz. Örnek olamayan inanç ise yalnızca miras gibi taşınır.

Mirasa indirgenmiş bir inanç canlılığını yitirir. Canlılık metnin emrine dönmekle geri gelir. Dönüş meal revizyonu, vaaz dili sadeleşmesi ve hukuk dilinin arınmasıyla mümkün olur. Bu üç adım alınacak en somut önlemler arasında durur. Önlem alınmazsa kirli suyla temizlik çabası sürer. Süren çaba hem zaman hem itibar tüketir. Tüketilen itibar genç kuşağı metinden uzaklaştırır.

Sonuç olarak tartışmanın asıl konusu bir tarihsel kelime kavgasından ibaret değildir. Asıl konu inancın ahlaki yüzünün yeniden görünür kılınmasıdır. Görünürlük ancak sözcüğe sadakatle sağlanır. Sadakat oluşursa evlilik sözleşmesi güçlenir, himaye ilişkisi insanileşir, sömürü dili geriler. Gerileyen dil toplumun nefesini açar. Açılan nefes kutsal metni yeniden yaşanır hale getirir. Yaşanır hale gelen metin ise kendi çağına yeniden hitap eder.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın